Ülkemizdeki Köpek Bakımevleri

Ülkemizde binlerce sahipsiz köpeğin barındırıldığı bakımevleri yapı, koşul ve hayvanlara yapılan muameleler bakımından birbirine benzemezler. Bazıları , köpeklerin hiçbir gereksinimi düşünülmeden , adeta bir ölüm kampı tarzında tasarlanmış ve hayvanların gözden ırak öldürülmeleri için biçilmiş bir kaftan olarak çalışıyor . Bazılarında ne yazık ki , yok denecek kadar köpeklerin karınlarının doyurulmasının yanı sıra mutlu olmaları ve psikolojik gereksinimlerinin karşılanabilmesi için de uğraş veriliyor ama yazık ki bu bakımevleri azınlıktadır.

Genellikle köpek hakkında kulakdan dolma bir kaç şeyin dılında hiçbir şey bilmeyen kişilerce inşa ettirilen bir bakımevinde , köpeğin psikolojik gereksinimlerinin de hesaba katılmış olmasını beklemek elbette hayaldir . Hatta bazıları , ” Köpeklerin karınları doydu da sıra psikolojilerine mi geldi ? ” diye de düşünebilirler .

Ev şartlarında bakılan sahipli köpekler bile , atalarından kalıtımla aktarılan bir çok davranışı o evde yaşayabilmek amacıyla değiştirmek ve son derece doğal ve hatta gerekli olan içgüdülerine hakim olmak zorunda kalır . Bu durum şüphesiz , müthiş bir uyum yeteneğiyle bu zor durumu aşabilir ; yeter ki , anlayışlı ve onun yaşamı için sadece karnının doyurulmasının yeterli olmadığını bilen bir sahibi olsun .

Ya bakımevlerindeki köpekler ? Çok farklı ortamlardan getirilmiş , farklı geçmiş ve deneyimlere sahip , farklı ırk ve yaştaki köpeklerin bir arada tutulduğu bu ortamlar köpek psikolojisine ne kadar uygun olabilir ? Onların bu koşullara uyum sağlayabilmesi ve bu güçlükleri aşabilmesi için yanında kim vardır ?

Bir çok bakımevinin adının rehabilitasyon merkezi olduğunu biliyoruz . Peki bu uygunsuz ortamlarda köpekler nasıl ve kimler tarafından rehabilite edilebilir ? Bakımevleri açısından ” rehabilitasyon ” tamamen uydurma ve göz boyamak için kullanılan bir kelimedir . Bırakın rehabilite etmeyi , bakımevine getirilen köpeklerin çoğunun sağlam olan ruhsal sağlığı burada bozuluyor . Zaten hemen hemen hiç bir yerde rehabilitasyon amaçlı bir çalışma göremediğimiz gibi , bakımevi açmaktaki amacın da bu olmadığını görüyoruz .

Uzun zamandır alışmış olduğu territoryumundan ( Güvenli Alanı ) ve güçlü sosyal ilişkiler kurup yaşam için destek aldığı ve güven içinde yaşadığı sürüsünden ayrılarak , kendisi için bilinmezliklerle dolu bir ortama hapsedilen köpekte neyin rehabilite edileceğini anlamak mümkün değildir . Eğer , sahipsiz köpeklerin bakımevinde rehabilite edilmesi amaçlanıyorsa , öncelikle bakımevi koşulları düzenlenmeli , deneyimli ve bu işi severek yapacak , yeterli sayıda personel sağlanmalı ve en önemlisi rehabilitasyondaki hedefin ne olduğu netleştirilmelidir . Amaç bu köpekleri tekrar alındığı yere bırakmaksa farklı programlar , amaç bakımevinde yaşatmaksa farklı programlar uygulanmalıdır .

Sözü edilen iki amaca bir den yönelik olan ortak rehabilitasyon programı en azından şunları kapsamalıdır :

1 ) Yeni getirilen köpeklerin karantina süreci içerisinde mizaç özellikle gözlenmesi ,
2 ) Psikolojilerine uygun olarak hazırlanmış ortamlara , özellikle katılacağı gruba yavaş şekilde adaptasyonu ,
3 ) Birbirine denk köpek gruplarının oluşturulması ve grup içi güç dengesinde sürekliliğin sağlanması ,
4 ) Uyum sağlamayan köpeklerin ayırılması ,
5 ) Alındığı yere bırakılan veya sahiplendirilen köpeğin psikolojik durumunun takibi ve yeni ortamına adaptasyonu .

Bakımevine ilk getirilen köpek uzun bir süre adapte olduğu territoryumdan ( güvenlik alanı ) ayrılmanın çöküntüsünü yaşar . Nereye ve nasıl bir yere getirilmiştir . Kendisini nasıl bir tehlike beklemektedir ? Bunlar bir süre de olsa köpeğin psikolojisini zorlayan bilinmezliklerdir . Köpeğin bu zorlukları aşmasında en önemli görev , onlara sevgi ve güven verecek , onları anlayabilecek ve onlarla empati kurabilecek barınak personeline düşmektedir .

Yeni ortamına uyum sağlayabilmesi için sevgi dolu bir personel elbette önemlidir ama köpeğin kendisini diğer köpekler arasında güvende hissetmesi de özel bir önem taşır . Bakımevinin fiziksel yapısı bu amaca uygun şekilde dizayn edilmelidir . Bazı köpekler ayrı tutulurlar . Ayrı bölümlerdeki köpekler arasında sosyal ilişkilerin olmaması , köpekler arası hiyerarşinin kurulmasını önler . Bu kurulmadığı taktirde sürü düzeni de kurulamaz ve diğer bölmelerdeki köpekler herzaman tehdit olarak alğılanır . Bu durumda köpek , kendini güvende hissetmez . İnsan ya da hayvan fark etmez , bir canlı için en önemli gereksinim güvenliktir .

Bazı bakımevlerinde köpekler değişik büyüklükte gruplar halinde yaşarlar . Bir köpek grubunun oluşturulması kolay degildir . Köpekler kendi aralarında bir düzen kuracaktır . Bu düzenin kurulmasına bir takım müdehaleler yararlı olabilir ya da düzenin kolay kurulması için dikkatli bir seçim ve bir süre gözlem yapmak gerekir . Bazı köpekler çok ezik , bazıları ise çok baskın olduğu için grup halinde yaşamaya uygun degildirler . Grup yaşamında en önemli husus tüm bireylerin karnını doyurabiliyor olmasıdır . Bunun için ya yemekler çok bol olur ve alan içinde birbirinden uzak mesafelere yerleştirilir ya da grup oluşturulurken güç dengesine dikkat edilir . Güç dengesi hesaplanırken sadece fiziksel yapı göz önüne alınmaz . Bazı ufak yapılı köpeklerin diğerlerinden daha baskın olduğu görülebilir . Bu nedenle bireylerin davranış özellikleri gözlenmeli , bunlar not edilmeli ve bu bilgilere göre gruplar oluşturulmalıdır . Gurup konusunda bilinmesi gereken diğer bir husus da bu güç dengesinin statik olmayışıdır . Hayvanların yaşı , fiziksel ve ruhsal sağlık durumları ve bizlerin bilmediği bazı etkenler nedeniyle bireyler arasında denge herzaman değişebilir ve sürü düzeni oluşması için kavgalar tekrar başlayabilir . Bu hemen her sürüde gözlenebilecek bir olaydır . Bu nedenle bireylerin davranış özellikleriyle ilgili gözlemlere sürekli devam edilmelidir .

Köpeklerden bazıları küçük gruplarda sorun çıkardığı halde bazıları büyük gruplarda sorun çıkarabilir . Köpeğin yeri değiştirilerek sorun giderilebilir . Adaptasyon çalışmalarına rağmen hiç bir gruba uyum sağlayaman köpekler ayrı tutulmalıdır .

Binlerce köpeğin bakımevinde bakılması , rehabilitasyonu gibi işlemler oldukça zahmetli ve masraflıdır . Kuşkusuz bu nedenle , insanoğlunun mağralardan çıkıp yerleşik düzene geçmesi ve uygarlığın bu günlere gelmesinde büyük katkıları olan köpeklere nankörlük yapıp onları yok etmeye kalkışmayacağız . Zaten , itlafın bilimden ne kadar uzak ve çözüm yönünden hiçbir katkısı sağlamayan bir işlem olduğu da dünyada bir çok ülke tarafından çeşitli deneyimler sayesinde anlaşılmıştır . O halde , en masrafsız be bilime , insanlığa , uygarlığa ve hatta dinimize uygun bir şekilde bu sorun nasıl çözebilir derseniz , ben oldukça iyimserim.

Bakımevlerine alınan bu hayvanların önemli bir kısmının bir zamanlar sahipli olduğunu biliyoruz . Yazlık için alınan köpeğin , eve dönerken terk edilmesi ya da sahibinin hatalı tutumları neticesinde köpekle iletişiminin bozularak hayvanın kapı dışarı edilmesi , sokaktaki köpeklerin sayısını arttırmaktadır . Ayrıca hayvan ithalatı ve daha önemlisi ülkeye bol miktarda kaçak hayvan sokulması nedeniyle , insanlarımız kendi köpeklerimiz yerine dışarıdan gelen köpeklere yönelmektedir . O halde ilk başta yapılması gereken ” Hayvanları Koruma Kanunu ” nda da öngörüldüğü gibi sokaklara hayvan terk etmenin önüne geçmek ve dışarıdan gelenleri değil kendi köpeklerimizi sahiplenmektir.

Sonuç olarak bakımevlerine veya itlaflara yapılan harcamalar yerine , belki de daha az bir harcamayla ülke çapında kampanyalar düzenleyerek diyanet , milli eğitim , çevre bakanlığı , veteriner hekim teşkilatları , sosyologlar , psikologlar , medya ve hayvansever sivil toplum kuruluşları el ele vererek evde hayvan beslemenin önemini ve yararlarını anlatabilse , insanlarımız , sokakta ya da bakımevinde yaşayan ve çoğu mükemmel ev ya da bahçe köpeği olabilecek hayvanları almaya teşvik edilse , bırakın sokakta köpek görmeyi , bu köpekler parayla satın alınacak duruma bile gelebilir . Bunun en iyi örneğini Avrupa ‘ da görebilirsiniz . Bakımevlerindeki köpekler , hatta ülkemizden oralara hayvanseverler tarafından kurtarılmak amacıyla götürülenler bile ücret karşılığı verilmektedir . O halde yapılması gereken , ülkemizde de bu hayvanlara olan talebi arttırmaktır . Gelişmiş ülkelerdeki ailelerin % 50 sinden fazlası en az bir köpek besliyor .İstanbul ‘ da bir buçuk milyon ailenin yaşadığını farz edelim , bunun % 10 ‘ uköpek sahibi olmaya kalkışsa % 50 bin köpek sahibi bulur ; hadi bu kadar iyimser olmayalım % 1 ‘ i bile köpek alsa on beş bin köpek eder . Gerçek rehabilitasyon ancak köpeğin hak ettiği yerde , yani sıcak bir yuva da gerçekleşir .

Bir Cevap Yazın